Mustafa Kutlu’yu bilirsiniz. Hani mis gibi ağaç kokan, toprak, çiçek, dere-tepe kokan hikâyeler yazıyor; dünyanın en şirin kasabalarından ve köylerinden bahsediyor. Ve o beldede kendi hallerinde yaşayan, küçük dünyalarında huzur bulmuş şanslı insanlardan...

Bu defa Şirinyurt isminde bir kasabada geçiyor hikâyemiz. Köyde kimler mi yaşıyor? Şoför Deli Kenan, Kuyumcu Nâzım, Hacı Hâdi Efendi, Muavin Sey , Doktor Yahya Bey, Öğretmen Neşe Hanım, Avcı Bilal, Erol ve diğerleri. Bir de Mavi Kuş... İsminin böyle olduğuna bakmayın. O, aslında bir otobüs; Deli Kenan’ın otobüsü. Masmavi, eski mi eski, ama bir o kadar da masal kahramanı gibi büyüleyici ve şirin. Belki ilk üretilen tipte bir otobüs. Düşünsenize, otobüsün tepesindeki deliğe yerleştirilen soba borusu sayesinde içinde soba yanan, ön kısmındaki kolun çevrilmesiyle çalışan, ikide bir tekeri patlayan, hareket halindeyken yolcuları takır tukur sarsan, boyaları dökülmüş eski bir otobüs. Muavin Sey ’nin arka cama bağladığı uçurtma, otobüs tozu dumana katıp giderken otobüsün peşisıra fırıl fırıl uçuyor. Yıllarca köylünün ulaşım vasıtası oluyor emektâr Mavi Kuş. Böyle bir otobüs...

İşte; köy meydanındaki Çınarlı Kahve’de toplanan kalabalık sabırsızlıkla otobüsün gelişini bekliyor. Biraz sonra Deli Kenan Mavi Kuş’u getirince herkes yerini alıyor. Otobüsün içinde kimler var kimler... İşlerini halletmek için siyasetçilerle görüşmeye giden köyün ağası Beşir, köyden gitmek için can atan Öğretmen Neşe, tatile çıkan Doktor Yahya, hastaneye yetiştirilmeye çalışılan hasta kadın, iki jandarmanın arasında bir tutuklu, tarihî eser kaçakçılığı yapan turistler, İstanbul hayaliyle bir delilik yapıp köyden kaçmayı düşünen ve otobüsün tepesine gizlice çıkıp oraya sığınan Erol... Ve tutuklu adamı öldürmek için otobüsü takip eden atlı iki adam... Mavi Kuş’un istasyona, trenin hareket saatine yetişmesi gerekiyor. O güne kadar bir defa bile treni kaçırdığı olmamış, yolcularını hiç mağdur etmemiş. Ama Mavi Kuş bu kez onlarca aksilikle karşılaşacak. Biraz sonra yolcular arasında kavga çıkacak, otobüsün lastiği gece vakti patlayacak, iç lastik tamir edilirken dış lastik yuvarlanıp ağaçların arasında kaybolacak, hasta kadının durumu handa ağırlaşacak ve mola uzayacak, otobüsün etrafını polisler çevirecek ve işler alabildiğine sarpa saracak. Yolcuların trene yetişip yetişemediği, hasta kadının akıbeti, kaçakçı turistlerin yakalanıp yakalanmadığı, tutuklunun sonu ise büyük bir muamma.

Mavi Kuş yorgun ve yaşlı. Ama hâlâ sizi bir masal yolculuğuna çıkarabilir...

Ağaçların kuşlarla şarkı söylediği, rüzgârların ülkenin dört bir yanından haber getirdiği Beşparmak Dağları’nda genç bir gürgen ağacı yaşar. Gürgenin birçok komşusu vardır ormanda. Yaşlı, genç hep birlikte sessiz sedasız yaşayan bu ağaçların en büyük korkusu kesildikten sonra ne olacakları, hangi eşyaya dönüşecekleridir. Gürgenin de korkusu farklı değildir. Bir gün güzel sesi olan bir gitar olmayı hayal ederken başka bir gün ağlayan bir bebeği sakinleştiren bir beşiğe dönüşmeyi hayal eder ama her ağaç istediği eşyaya dönüşebilecek kadar şanslı değildir maalesef. Bir sabah gövdesinde hissettiği acıyla uyanır gürgen. Yavaş yavaş yere düşerken kesildiğini anlar. Önce bir arabaya yüklenir. Uzunca bir yolculuk sonrası bir marangozun bahçesinde bulur kendini. Uzun yıllar marangozun bahçesinde eşyaya dönüşmeyi beklerken insanları da yakından tanıma fırsatı bulur. Marangozun ölümüyle birlikte başka bir atölyeye doğru yola çıkan gürgen için artık bir eşyaya dönüşme vakti gelmiştir. Gürgen acaba istediği eşyaya dönüşebilecek midir? Cevabını merak ediyorsanız sizi Hasan Ali Toptaş’ın Ben Bir Gürgen Dalıyım adlı kitabını okumaya davet ediyoruz.

Yazan: Öykü YILMAZ