Uçurtmaları sever misiniz? Gökyüzünün süsü olan ve kuşlarla yarışan uçurtmaları kim sevmez ki?

Peki, uçurtma yapmasını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız kolayı var. Çünkü bu sayımızda sizinle birlikte ülkemizin tek uçurtma müzesi olan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesine uçuyoruz.

 Oyun ve oyuncak kavramı belki de yeryüzündeki en eski kavramlardır. Oyun oynamayan, oyuncağı olmayan çocuk yoktur herhalde. Çünkü bir çocuk için mutfak dolabındaki kap kacaktan, sokakta bulduğu bir dal parçasına, bir çamaşır mandalından, çam kozalağına kadar her şey oyuncak olabilir. Kısacası çocuğun olduğu her yerde oyun da vardır oyuncak da...

İstanbul’da da öyle bir mekân var ki, içinde her döneme ait yüzlerce oyuncak var. Öyle ki içeri girdiğinde bu oyuncaklar seni zamanda bir yolculuğa çıkarıyor, bambaşka dünyaların kapılarını açıyor.

Bahsettiğimiz mekân, 23 Nisan 2005 yılında Şair Sunay Akın tarafından kurulan Oyuncak Müzesi. İstanbul’un Göztepe semtinde yer alan müzede binlerce oyuncak var. Bu oyuncaklar 40 farklı ülkeden, 20 yılda toplanmış. Tarihî bir köşkü müzeye dönüştürmüş Sunay Akın.

Müzenin kapısından ilk girdiğimizde sanki bir masal dünyasına adım atıyor gibi hissettik kendimizi. Hayvanat bahçesinden kocaman bir zürafa bizi kapıda karşıladı mesela; sonra iki kurşun asker buyur etti içeri. Binanın ahşap merdivenleri bizi bir çatı katına kadar götürdü ve orada karşımıza tavan arasına atılmış, tozlanmış, belki de çoktan unutulmuş oyuncaklar çıkıverdi. Oradan aşağıya indikçe gördük ki her katta farklı bir dünya var. Bir katında su altı dünyasını keşfederken, diğer bir katında uzayda yolculuğa çıktık sanki.

Müzede insanlık tarihinin oyuncaklarla anlatıldığını söyleyebiliriz. Şöyle ki, tarihteki ilk oyuncak ayıdan, en eski masal kahramanlarına, Titanic gemisinin batışından, aya yapılan ilk yolculuğa, sanayi devriminden, Amerikan yerlileri ve kovboylar arasındaki mücadeleye, Hiroşima’ya atılan atom bombasından, çizgi filmin icadına kadar her döneme ait oyuncağı burada görmek mümkün.

Bizi en çok heyecanlandıran katlardan birisi de uzay salonu oldu. Bu salona girdiğimizde astronot kıyafetlerinden, ay yürüyüş ayakkabılarına, yıldız savaşları filminin kahramanlarından, uzay yolu macerasının Mr. Spock’ına kadar uzayla ilgili aklına gelebilecek her türlü oyuncağı görme fırsatı bulduk. Ayrıca, uzaya gönderilen ilk canlının adı Laika olan bir Rus köpeği olduğunu öğrendik ve hatta uzaya gönderilen ilk Türk bayrağını da inceleyebildik.

Sonra birden bir tren düdüğü duyuldu. Sesin geldiği tarafa yönelince bir trenin kompartımanında bulduk kendimizi. Kompartımanın içinde buharlı makinenin icadı ve sanayi devrimine geçişin yansıması oyuncaklar gördük. At arabalarının, ahşap oyuncakların yerini trenler, otomobiller almıştı.

 ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya gibi 40 farklı ülkeden toplanmış olan bu oyuncaklar giyim tarzları, mobilyalar, saç modelleri; sağlık, ulaşım ve eğitim sistemleri gibi her bir ülkenin kültürel özelliklerini yansıtıyordu.

Günlük yaşam pratiklerini arttırmaya yönelik evcilik oyuncakları diyebileceğimiz minyatür oyuncaklarsa bir sanat harikası olarak

çıktı karşımıza. Ve gördük ki yetişkinlerin hayatlarında ne varsa hepsi çocukların hayatlarında da oyuncaklar aracılığıyla var.

Müzeyi büyükannen ve büyükbaban ile gezmen daha keyifli olabilir. Çünkü gezi esnasında “Aaa bu oyuncaktan bende de vardı.” ifadesini kullanma ihtimalleri çok yüksek. Sonra da başlarlar anılarını anlatmaya. Onların da bir zamanlar çocuk olduğunu ve bu oyuncaklarla oynadıklarını hayal etmek de bu yolculuğu senin için daha eğlenceli hale getirebilir.

Bu yolculuğun sonunda seni oyuncak müzesinde ahşap oyuncak boyama atölyesi, masal anlatıları, yaratıcılık atölyeleri gibi çeşitli etkinlikler de bekliyor. Bir gün istersen sen de bu müzeyi ziyaret edebilir ve bu etkinliklere katılabilirsin.

Şimdiden iyi eğlenceler!