Şu elimde tuttuğum rüzgâr gülü, anlatmaya yetiyor olmalı her şeyi. Bak şimdi bir rüzgâr çıkacak ve fır fır nasıl da dönmeye başlayacak. Renkler birbirine karışacak ve ben uçup gideceğim o rüzgârın peşine takılıp.

Bak, bir misket yuvarlıyorum şu yokuştan aşağı. Dünya bir miskete sığmış yuvarlanıp gidiyor sanki... Kim tutar artık beni, bırakıyorum yokuş yoldan aşağıya kendimi.

İpi kopmuş uçurtmalar gibi tatsız geçiyor günlerimiz. O hâlde haydi! Boş ver her şeyi, gel benimle! Kanatlarına iki kuş takıp uçuralım uçurtmalarımızı güzel günler boyunca.

Dünya nasıl dönerse dönsün, umurumda değil. Biliyorum ki benim çevirdiğim topaçtan daha renkli dönmeyecek hiçbir zaman. Haydi, saralım ipimizi ve var gücümüzle fırlatalım toprağa. O döndükçe daha güzel olacak dünya. 

Durma, sokağa çık benimle! Sek sek oynayalım, ip atlayalım, çember çevirelim. Parmağımıza uç uç böceği konsun, kibrit kutularından yaptığımız trenler çuf çuflasın, ceviz kabuklarından yaptığımız gemiler macera için hazırlansın! 

Çocuğum ben! Her şeyi oyuna çevirmenin gizli kahramanıyım! Oyun oynama hakkım var. Şimdi ve daima...

Sen de bir çocuksun. Senin de bu hakların var. 

Haydi, şimdi durma öyleyse! Çimlere yat, topaç çevir, uçurtma uçur, misket yuvarla. Hatta bir ıslık çalıp çağırmalısın babanı da. Çünkü babaların da bizimle oyun oynamaya hakkı var.